VAZİYETNAME

Beş yıl

Dün, teşhisin beşinci yıldönümüydü, Bilge’nin de doğumgünü. Doğumgününde almıştık haberi. Skuamöz hücreli karsinom, berbat bir hediyeydi. Beş yıl olmuş.

“Ne kadar ömrüm kaldı?” diye doktora sorduğumda “Hiçbir şey söyleyemeyiz, fal bakmak olur ama sizin durumunuzda bir hastam 15 yıldır hayatta, gayet de iyi durumda” demişti, Bilge’yle birbirimize bakmıştık, ben inanmamıştım, sanırım o da. Doktor gözlerini kısıp uzaklara bakarak “Dört, beş ay… en fazla bir yıl” deseydi de şok olmayacaktı zaten.

Şimdi bu beş yıl zor mu geçti kolay mı, çabuk mu geçti yavaş mı… düşünüyorum, hiçbir fikrim yok.

Reklamlar

“Kötü bir şey görünmüyor”

Tomografiyi çektirdim, görüntü CD’sini tedaviye giderken yanımda götürdüm. Rapor daha çıkmadığı için giderken sonuç iyi mi kötü mü hiçbir fikrim yoktu. Doktorum izindeydi, yerine bakan doktor CD’yi aldı gitti baktı geldi ve “Kötü bir şey görünmüyor” dedi. Temkinli ve politik. Son günlerdeki ruh halim bu cevabın içindeki “İyi bir şey de görünmüyor”u duydu tabii. Gerçi niye iyi bir şey görünsün ki, 4. evre kanser, 13 kür kemoterapi, 40 küsur seans radyoterapi ve 52 kür Opdivo. Her parçamın yerinde ve öyle ya da böyle çalışıyor olmasına dahi şükretmem lazımken “Iron Man”a katılmayı umuyormuşum galiba için için. Şuursuz ve hoşum.

Neyse, resmi sonuçlar önümüzdeki hafta ama içim rahat. Felekten bir dört ay daha çaldık.

Hay bin tomografi

Bir çıkamadı altı aya şu PET’ler arası süre. Islak yavru köpek gözleriyle, gözlerinin ta içine baktığım doktorum “biz yine çok liberal davranıyoruz Kağan beycim, millet iki ayda bir çektiriyor” deyince kapadım çenemi. Neyse bu sefer tomografi çekilecek.

Kontrol zamanı gelince Yussuf bey saklandığı yerden çıkıveriyor. Şimdi vakit, sağımda solumda metastaz emareleri arama vakti. Bacağım ağrıyınca kemiklere, yemeği biraz fazla kaçırınca mideme, başım ağrıyınca beynime sıçradı diye evham yaptığımı bile bile canım sıkılıyor. Bu da galiba bu işin bir parçası. Kabul ettim ama alışamadım.

Çekime daha bir hafta var, deniz kıyısındayım. Adım Gamlı Baykuş.

İyiyim

Geçen gün, internette akciğer kanseri olan babası için Opdivo araştırması yaparken Vaziyetname’yi okuyan birisinden, benimle konuşmak istediğini söyleyen bir mail aldım, cevap yazıp telefon numaramı gönderdim. Konuştuğumuzda, Kasım’dan beri yazmadığımı görünce “şey” sandığı için cevap mailimi alınca çok sevindiğini, uzun ömürler dilediğini söyledi.

Bu blogu beni merak eden arkadaşlarımı hastalığım ve durumumdan haberdar etmek için yazmaya başlamıştım. Okuyucular arkadaşlarım olduğu için arada kanserle alakasız komik şeyler de yazıyordum. Bir zaman sonra blogun başka kanser hastaları ve yakınları tarafından da okunmaya, takip edilmeye başlandığını fark edince, sadece hastalığın gidişatıyla ilgili yazmanın daha doğru olacağını düşündüğüm için de haliyle yazılar arasında uzun aralar olmaya başladı (üç ay önce çektirdiğim PET iyi çıkmıştı ama tembellik ettim yazamadım). Çünkü çok şükür tedavim iyi gidiyor ve ben iyiyim.

50. küre geldi sıra Haziran başında, sonrasında PET çekilecek mi, yoksa PET’lerin aralarındaki dörder aylık süreleri -ne bileyim, mesela- altı aya çıkarmanın vakti artık geldi mi, yoksa hala gelmedi mi onu da öğrenicez.

Ha bu arada, tanımadığın biri tarafından da olsa, düşünülmek gerçekten çok güzel bir şey.

“41 kere maşşallah”

Bugün Opdivo’nun 41. kürünü aldığım için doktorum söyledi. Geçen kürde de odaya “Kırkınız çıktı Kağan beyciğim” diye girmişti.

Opdivo’yu, alerjik bir reaksiyon ve nüks olmadığı müddetçe, 21 günde bir yaşadığım sürece alıcam gibi görünüyor. Şimdilik ilacı kesmeye –mesela lenfoma tedavisinde kullanılan bir immünoterapi ilacı iyileşme saptanınca kesiliyormuş– bugün kimse cesaret edemiyor çünkü elde hiç veri yok, çok trajik ama “parası yetmediği için” tedaviyi sürdüremeyenler hariç… Sekiz ve onbirinci kürlerde ilacı bırakmak zorunda kalanlar şimdilik iyi gidiyormuş. Bundan, ilacı bıraktıklarından bugüne nüks olmadığını anlıyoruz.

Bakalım biz kaçı bulucaz.

Öksür öksür nereye kadar.

Öksürüklerim hiç geçmedi. Zaman zaman artıyor, zaman zaman azalıyor, bazen şiddetli, bazen mülayim ama hep var. Tanı öncesinde de vardı, şimdi de var, Opdivo’nun yan etkilerinden biri de zaten öksürük(müş). Kısaca öksürüksüz bir hayatım vardıysa da artık ben hatırlamıyorum.

Geçen gece arkadaşlarla toplandık, öksürüyoruz… Şaka yaptım, sadece ben öksürüyordum, her zamankinden biraz daha şiddetlice bir atak geldi, öksürdüm. Sonra, Bilge’yi ve Pınar’ı korku dolu gözlerle bana bakarlarken gördüm. Bilge tam karşımda eli omzumda “Kağan… Kağan” diye sesleniyor, Pınar sehpanın etrafından dolanıp yanıma gelmeye çalışıyordu. Belli ki acayip bir şey olmuştu. “N’oldu?” dedim “Bayıldın” dediler. Öksürürken başım öne, elimdeki telefon da yere düşmüş, hepsi en fazla 9-10 saniye sürmüş. Acile gittik, EKG, kan tahlili falan fıstık, “Şiddetli öksürük bayılmaya sebep olabilir, bu normal” dedi acildeki doktor (geçen sene öksürürken kaburgamı kırdığımda da onkoloğum “Normal” demişti o da kırmış meğerse), eve döndük.

Hayatımda ilk defa bayıldım. Ameliyat öncesi narkoz bayılmasına benzemiyor. Onda ilacı yapıyorlar, sen sayı sayarak bayılmayı bekliyorsun. Ayıldığında da bayılmış olduğunu biliyorsun. “Ben sekize kadar saydığımı hatırlıyorum” diyerek geç bayılmasıyla övüneni de görmüşlüğüm vardır. Bu öyle değildi. Aniden oldu. Nasıl bir şey olduğunu, “ancak öncesinin ve sonrasının idrak edilmesi halinde anlaşılabilen ve fakat kavranamayan bir hiçlik hali” olarak tanımlayabilirim. “Gittim geldim” de buna mı deniyordu?

Hülasa, ölmek bayılmak gibiyse korkacak bir şey yok.

Rehine

Bir gün Bilge “Kanser bizi rehin aldı” dedi, “Biz artık kanserin rehineleriyiz”. Halimiz bundan güzel anlatılamaz.

Hayat bizim için pet’ler arasındaki üç dört aylık blok zaman dilimlerinden -segment mi demeliyim- ibaret bir hale geldi. Geleceğe dair -plan demeye cüret edemem- her düşünce daha zihnimde “Eğer pet temiz çıkarsa” diye başlıyor ve temiz çıkmama ihtimali de olduğu için aman hayal kırıklığı olmasın diye orda kalakalıyor. Kalsın. Bundan şikayetçi değilim, hâşâ… Dört yıl önce teşhis konduğunda bu kadar yaşayabileceğimi düşünemezdim bile, şimdi ise önümde plansız da olsa, dörder aylık dilimler halinde de olsa, yaşayacağım daha zaman var gibi görünüyor.

Geçen hafta çektirdiğim pet temiz çıktı. Felekten bir dört ay daha çaldım yani. Sevinçliyiz.

Artık çok da kafaya takmamaya çalışıyorum, kanser dediğin “moralini yüksek tut”la “ışıklarda yürüsün” arasında geçen süre değil mi zaten, ama kısa ama uzun…