Küçük Cemo

vaziyetname tarafından

13 Kasım sabah erken, hastaneye gittik. Yolda yine hiç konuşmadık. İkimiz de gergin oluyoruz artık hastaneye, tahlile, vb giderken. Herhalde birbirimize belli etmemek için konuşmuyoruz. Küçük Cemo’nun öbür adı Ayakta Cemo. (Büyük Cemo=Yatarak Cemo; Küçük Cemo=Ayakta Cemo).

Ayakta kemoterapi ünitesinin içinden geçerken, büyük bir salonda, perdelerle ayrılmış bölümlerde, tevekkülle ilaçlarını alan insanları görünce, bana birşey oldu, sanki kanser değildim de o anda oldum, düz yolda yuvarlandım, bütün dengem bozuldu, bu hali kendime bir türlü yakıştıramıyorum dedim Bilge’ye iki gözüm iki çeşme, ağlama demedi, bu terimlerle düşünmeyi bırak dedi, çok utandım, sustum. (Geçenlerde içselleştirdiğimi söylemiştim ya kanserimi, galiba o iş öyle o kadar kolay bir iş değil, birkaç fırın ekmeğe daha ihtiyaç var).

Cemo hakikaten küçükmüş, ilaç verme çok kısa sürdü, en fazla 45 dakika. Sonra çıktık. Canım çekti, İnegöl Köfte yedik. Nişantaşı usulü, pilav eşliğinde, ılık patates salatası yatağında. 

Büyüğünde de öyle olmuştu, küçüğünde de oldu, kemoterapi günü pek ağır bir yan etki olmuyor, yan etkiyi geçtim, hafif coşkulu bir hal bile oluyor insanın üstünde. İştah sorunu da olmuyor. Mide bulantıları (ve iştahsızlık) sonraki gün ortaya çıkıyor bende. Allahtan yoğun değil. Bilge’nin geçen yaz mavi yolculuğa çıkarken deniz tutmasına karşı aldığı bileklikler çok işe yarıyor. Kemoterapi döneminde beslenmede dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili bir broşürde, işte şunu pek yemeyin, bunu yiyin, şuna dikkat edin, buna etmeyin yollu tavsiyelerden sonra, sanki bu tavsiyeler o kadar da önemli değilmiş gibi canınız ne çekiyorsa yiyin dediğini görünce, ne kadar da demokratik bir diyet diye düşünmüştüm (sadece iki şey yasak, greyfurt ve nar). Sonra anladım ki insan hiçbir şey istemiyor, canın birşey isteyecek olursa kaçırma bu fırsatı, yumul demek istiyorlar aslında.  Bizim bir Ahmet vardı, yumruklarını sıkıp, konsantre olup, burnundan öfkeyle nefes vererek vücudundaki bütün mikropları attığına inanırdı, işte o hesap, ben de kilo kaybetme riskine karşı, bana bir şey olmaz, konsantre olur yerim, olur biter diye düşünmüştüm. Bu hesaba göre gece en son saat sekizde, bir dilim ekmek, bir kase çorba ve üç kaşık yoğurt yemişim, sabah saat dokuz, 12 saat geçmiş, midemin bomboş olması ve dolayısıyla irademi kullanarak iki-üç dilim ekmeği rahatlıkla gövdeye indirebilmem gerekiyor. Ne mümkün. Hafızam beni yanıltmıyorsa (ki hep yanıltır) hayatımda ilk kez lokmanın ağızda büyümesinin ne demek olduğunu anladım. Sonuç, ilk haftada 2,5 kg kayıp.

Sonra dün Pita’da karnıyarık ve domatesli pilav yedim hem de iştahla (bak cacık şimdi aklıma geldi, isteseydim kesin yaparlardı). İştahsızlık bitti mi acaba? En azından 2. Büyük Cemo’ya kadar.

 

 

Reklamlar