Çorba.

vaziyetname tarafından

Evvel zaman, içinde kalbur saman içinde ben bir reklam ajansında çalışırken, günlerden bir gün Ali Bey (ajans patronu), Hakan Bey’e (Telsim’in patronu)  hal hatır sorma kabilinden, işler nasıl diye sorunca, Hakan Bey, “Çorba kaynıyor” demiş. Ali Bey ajansa dönünce bunu anlatmıştı. O çorba nasıl bir çorba ola ki diye düşünmüştük. Kimbilir nasıl kaynıyordu? O nasıl bir tencereydi öyle, mesela birkaç metre çapında, altın, kenarları kıymetli taşlarla süslü; içinde, istakozlar, trüfler, istiridyeler (istiridyelerin içinde inciler), havyarlar… Artık yükte hafif, pahada ağır ne varsa, tuzu, biberi, fokur fokur kaynıyor çorba.

“….

Kana kuvvet, göze fer, batna ciladır çorba,

İllet-i cûa devâ mahz-ı gıdadır çorba,

Sağlara, hastalara ayni şifadır çorba,

….”

Ve canım çorba istedi. Bilge hiç üşenmedi, bizim mütevazı çelik tencerenin içine et suyunu, etin kendisini, kırmızı çuşka biber, şitake mantarı (bıçağıyla birlikte görüyoruz),

bicak

havuç, kabak, ev yapımı “soba” erişte, mercanköşk, taze kişniş, keten tohumu, zencefil, soya filizi, taze soğan, susam yağı, pirinç sirkesi, lime koydu, kimini pişirdi kimini çiğ koydu. Pho çorbasından mülhem süper bir çorba oldu:

Image

İçtik bitti, afiyet oldu.

Reklamlar