Tombala.

vaziyetname tarafından

Şua odası oldukça büyük ve soğuk. Öyle ki yatağın üstüne sıcak havlu serip öyle yatırıyorlar, üzerime de sıcak pike örtüyorlar. Makine odanın ortasında kocaman bir şey. Çalışırken pek gürültü çıkarmıyor. Yatağın üstüne denk gelen asma tavan karolajlarında arkadan aydınlatılmış, beyaz bulutlu mavi gökyüzü fotoğrafı var.

Image

Oraya her yatışımda aklıma karikatürlerdeki melekler geliyor. Kontrol odası -yüksek şua seviyesinden olsa gerek- içeriyi gören camlı bir bölme değil. Şua odasıyla bağlantı uzaktan yatağı gören bir kamera ve mikrofonla sağlanıyor.

Pazartesi, beni Şua odasına aldıklarında bir müzik yayını başladı. Ne güzel sürpriz ama çalan parça ne? Domenico Modugno “Maestro del Violino”!  Hatırlatayım. Ben lise sondayken çıkmıştı. Bizde de Özdemir Erdoğan Türkçeleştirmişti “Keman Öğretmeni” diye. Sözler fa / 
la mi /
re mi fa /
mi’ye dikkat et filan diye giderdi işte. Adam keman hocası, yaşlı, kendinden 20 yaş küçük öğrencisine aşkını ilan ediyor, şarkının sonunda anlıyoruz ki meğerse kız da ona aşıkmış falan filan… Süper sulugöz bir şarkı. Eh biz de bu konularda hiç boş sayılmayız. Yeşilçam’ın, Kemalettin Tuğcu’nun rahle-i tedrisinden geçmiş, daha tüyü bitmedik sabiyken Türkçe derslerinde “Kaşağı”, “Diyet” hikayelerini hatmetmiş bir nesiliz evelallah. Eşek değiliz yani, -kurgu veya değil- acıklı durumlarda gözümüz yaşarır, hatta belki biraz daha fazlası ama kamusal alanda yüksek sesle hıçkırdığım hiç duyulmamıştır. Dolayısıyla “Maestro del Violino”yu duyduğumla şua yatağı filan dinlemedim. Nasılsa kamera uzakta. 1. Çinko.

Şua her gün ya. Salı günü yine var. Bu sefer çalan ne? Orson Welles, “I know what it is to be young”. 2. Çinko.

Çarşamba. Baktım müzik yok. Beni yatırırlarken teknisyenlere “dün ne güzel müzik vardı, ne oldu diye?” takıldım. “Aaa farkında değiliz valla, hemen koyalım” dediler. “Yok aman ha” filan diyemedim, zevzekliğime pişman oldum. İçeriye geçer geçmez verdiler müziği. Başladı. Türk sanat müziği bu sefer. “Tiiitreeriiiiii…” kelimesi bitmeden çattt müzik kapandı allahtan. Ama ne fayda, beyincazım kelimenin geri kalanını cümleye çoktan tamamlamıştı “… bir mücrim gibi baktıkça istikbalime”. Tombala.

Perşembe. Bugünkü parça ucundan beni de ilgilendiriyor ama esasen Bilge’ye geldi. Şarkı İspanyolca, Türkçesi: “Sardı korkular, gelecek yıllar, düşündüm sensiz nasıl yaşanacaklar”.

Not: Yalanım varsa ne olayım.

Reklamlar