Sisyphos (I)

vaziyetname tarafından

Kuzguncuk’ta kafe bitiyor. Her yerden. Pıtrak gibi mi demeli, mantar gibi mi bilemedim ama, işte öyle, bitiyor. İrili ufaklı, konsept konsept, isim isim. Geçenlerde bir arkadaşım “buralarda butik otel, cafe gibi bir yer de biz açsak” demişti de aklıma Sisyphos gelmiş, tereddütsüz reddetmiş, üstüne bir de onunla dalga geçmiştim.

“Sisyphos Pansiyon Restaurant, Gümüşlük”. Miki Paşa’nın turizm versiyonu. Miki Paşa yalı rüyamı nasıl bitirdiyse, Sisyphos da, -artık her insan evladında doğuştan var olduğunu düşündüğüm- otelmotelpansiyon, restorankafebar açma “içgüdü”sünü bende, daha çok gençken -tam zamanında yani- sonsuza dek yok etmişti.

1981 sonunda, Sisyphos’u bizden önce işleten çocuklarla, Hakan ve Mahir’le tanışmış, biz de bu işe heves etmiştik. Üniversiteden beş sınıf arkadaşıydık, bir yandan yüksek lisans yapıyor, bir yandan okul bitince ne halt edeceğiz diye kara kara düşünüyorduk. Ne iş olursa olacaktı ama kesin olan tek şey vardı, bu sistemin çarkları içine girmeyecektik (sonra Philips’e, IBM’e filan girdik). “Güneyde” mütevazı bir pansiyon. Çok bohem, çok idealdi.

1982’nin Şubat ayında Hakan’larla birlikte ilk defa Gümüşlük’e gittik. Onlar mal sahibiyle hesaplaşacak, biz de tutmak için yere bakacaktık.

Sisyphos, köy merkezine en uzak noktada, büyük koyun en uzak ucunda, birbirine bitişik üç binaydı. Bu üç binanın üçü de beyaz kireç badanalı taş yapılardı. En soldaki iki katlı kutu gibi bir şeydi, alt katında mal sahipleri (Yaşar ile Pembe) oturuyordu. ortada tek katlı bir bina, onun da yanında yine tek katlı bir ahır… İki katlı binanın ikinci katıyla ortadaki tek katlı bina pansiyon-restoran olarak kiraya verilen bölümdü. Ahır, bar olarak değil, ahır olarak kullanılıyordu (bizden sonra işletenler ilk iş ahırı bar yaptılar), içinde de iki inek vardı. Pembe, o ineklerden büyük olanını tek eliyle çökertebiliyordu (Çökertme’den çıktım da Halil’im).

Pansiyonda toplam yedi oda vardı. Odaların dördü, küçücük bir mutfak (restoranın mutfağı) ve bir adet ortak duş-tuvalet iki katlı binanın ikinci katında; biri şömineli, üç oda da ortadaki tek katlı binadaydı. Tek katlı binada ayrıca, bulaşıkhane ve yine bir adet ortak duş-tuvalet vardı. Normal zamanlarda ön taraf, rüzgarlı günlerde de arka bahçe restoran olarak kullanılıyordu.

Yıllık kirası 250 bin liraydı. Adam başı 50 bin düşüyordu. Bu, babalardan hiç utanmadan istenebilir bir miktardı. Hele hele “iş kurmak” için… Hemen tuttuk.

Hem Gümüşlük’e, hem de Sisyphos’a görür görmez bayılmıştım.

Reklamlar