Sisyphos (II)

vaziyetname tarafından

Gümüşlük’e o ilk gidişimiz benim için çok öğretici oldu.

Bir gün şöyle bir şey olmuştu. Sisyphos’un bütün kapıları normalden daha alçaktı. Orta boylu birisi bile başını eğmeden geçemiyordu. Bir sabah aceleyle çıkarken başımı kapının üstüne çok fena vurdum. Biraz fazla kanadı. Kan durmayınca, beni sağlık ocağına götürecek bir araba bulmak için köy merkezine koşturduk. Yanımda kim vardı hatırlamıyorum. Kafama bir bez bastırıyordum, kan yüzüme de bulaşmıştı. Kahvenin oraya geldiğimizde çok kötü görünüyordum herhalde ki köylüler çok ilgilendiler. Meydanda hiç araba yoktu. Birisi –adını sonradan öğrendik, Celep Ali- bizi hemen kamyonuna bindirdi, son sürat Ortakent sağlık ocağı… Dikişlik bir durum yokmuş, tentürdiyot mentürdiyot, pansuman yapıp postaladılar.

Dönüş yolunda adama “borcumuz ne” diye sormaya acayip utanıyordum. “Ne parası abi, ne diyipdurun, insanlık öldü mü” filan deyiverirse yerin dibine geçmez miydin materyalist şehirli genç! Adam, münasip birşey bekliyor da olabilirdi, olur a. O kadar mazot yaktı. En azından bir teklif etmek lazımdı. Ya herru ya merru, yüzümü kızarttım, çekinerekten “eee… acaba borcu…” dememe kalmadı, meğer Celep bunu bekliyormuş “600 versen yeter” dedi, “NE!Eeee, biraz çok değil mi yani, Bodrum’a… hususi taksi bile… 100 lira şunun şurasında…” diye kem küm edecek oldum, “-bu kamyon 20 tonluk, kontağı kaça açılıyor senin haberin var mı” diye edepsizleşince, kuyruğu kıstırıp, borç harç parayı denkleştirdim. Türk insanının sıfat ül hüsnasından necip olanı -artık günahı yakıştıranın boynuna- nezdimde yerle yeksan oldu. Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir” dedikten sonra yanındakine dönüp göz kırpmış olduğunu idrak ettim.

Pansiyona döndüğümüzde başıma gelenleri anlatınca bunların “böyle” olduğunu söyledi tecrübeli Gümüşlükçüler. Dersimi aldım. Hepsi “böyle”ydi.

Reklamlar