Altı harfli (I)

vaziyetname tarafından

Zombi

Geçenlerde hastaneden dönerken az önümde duran siyah bir minibüsün içinden kocasının yardımıyla ve yavaş hareketlerle bir kadın indi. Görüşmediğimiz ama karşılaştığımızda birbirimizi gördüğümüze çok sevindiğimiz bir arkadaşımdı. Neredeyse 40 yıldır tanışıyorduk, yıllardır da rastlaşmamıştık. Saçları dökülmüş, kafasında ameliyat izi, solgun ve bitkin görünüyordu. O çok iyi bildiğim kemoterapi sonrası hal. Bir şey söyleyip söylememek arasında gidip gelirken yanlarından geçtim, beş on metre uzaklaşmıştım ki konuşmaya karar verip döndüğümde göz göze geldik. Beni tanıdı ama tepki vermedi, dönüp bir kafeye girdiler. Peşlerinden gidip gitmemekte de kararsız kaldım. Çok üzüldüğümü söyleyecek, “ben de” diyecektim. Diyememiştim, kanser olduktan sonra çevremde gözlediğim ya da hayatıma giren diyelim, insanlardaki oldukça yaygın bir davranış biçimine karşı dört yıl sonra bile hala ne yapacağımı bilememek beni tutmuştu.

Bu “öğretici” olayların en komiği hastalığın daha başlarında bir yolculukta olmuştu. Kemoterapi görüyordum, saç, sakal, kaş, kıl, tüy cascavlak, bağışıklık sistemi nanay, yüzümde maske uçağa binmiştik. Bilge cam kenarında, ben ortada oturuyordum. Sıranın başında peydahlanan kadını fark ettiğimde, korku dolu gözlerle bir elindeki biniş kartına bir bana bakıyordu, yerine oturmadan telaşla hostesin yanına gitti bir şeyler konuştular, artık ne düşünüyorduysa yanıma oturma fikrinden dehşete kapıldığı çok belliydi. Hostes, muhtemelen kadının yerine oturması gerektiğini, uçak havalandıktan sonra koltuğunu değiştirebileceklerini söyledi, hep öyle derler. Mecbur geldi, yanıma oturdu. Ama ne oturmak, sırtını yarım dönmüş, sanki güçlü bir yayla bana doğru çekiliyormuş gibi bütün ağırlığını bütün gövdesiyle öbür tarafa vermişti. Boynu tuhaf bir kuş gibi uzamış kafası neredeyse koridorun ortasındaydı. Ben de Bilge’ye doğru yaslanıp hem kadının daha fazla rahatsız olmasını, hem de Bilge’yi tutup kadını boğmasını engellemeye çalışıyordum. Uçak kalktıktan sonra kadın hostese kendini hatırlattı, hostes de onu uçağın ölümden uzak bir noktasına götürdü. Öküzün belki de anlamadığı, yüzümdeki maske aslında beni ondan korumak içindi. Neyse uçak indi, körüğe yanaşmadı, otobüse bindiğimizde insanlardaki olağandışı itiş kakıştan, farkında olmadan kadının yanına geldiğimizi, kadının da panik içinde insanları yara yara otobüsün öteki ucuna doğru kaçmakta olduğunu gördük. Otobüsten inip bagajların alındığı bölgeye doğru yürürken farkında değilmişim gibi yaparak kadının yanında bittim, beni fark etmesiyle yerinden sıçradı, korku içinde yengeç gibi kıçın kıçın kaçtı, ben de peşinden. Telefonuma bakıyormuş gibi yaparak o nereye, ben oraya. Bagaj konveyörlerine gidene kadar o kaçtı ben kovaladım, deliye döndü sapık. Bu dünyada bir zombi tarafından kovalanmanın ne demek olduğunu o geri zekalıdan daha iyi kimse bilemiyordur artık.

Hadi bu manyak bir yana, kanser olduğumu öğrendiğim ilk zamanlarda kanserden bahsederken, insanların irkildiğini, dahası hasta olan ben olduğum halde rahatsız olduklarını ve konunun bir an önce kapanmasını istediklerini belli etmemeye çalışarak nereye bakacaklarını bilememelerini, hele konuyu ölüme getirdiğimde lafı telaşla ağzıma tıkmalarını başlarda çok garipsemiştim. Önemli bir kısmı, eğer kendilerinin de öleceğini bilirsem rahatlayacağımı düşündüklerinden olsa gerek “bir gün hepimiz öleceğiz” dediler, hatta aralarında “belli mi olur, buradan eve giderken başıma saksı düşer, bir kamyon çarpar ne malum” diyerek kendilerinin benden önce ölme ihtimaliyle içime su serpenler bile oldu. “Kanser olduğu halde başka bir nedenle ölen bir tanıdık” da teselli için en kullanışlı örnekler arasındaydı.

Öyle ya da böyle ölecektim ölmesine de diğer herkesin de bir gün öleceğinin bana durmaksızın hatırlatılması sanıyorum şimdilik ölmeyecek olanları olur da kıskanırsam diyeydi herhalde ama bana öleceğim en yetkili ağızdan söylenmişti zaten ve meselenin özü tam da buydu.

Reklamlar