Altı harfli (IV)

vaziyetname tarafından

Müstehak

Kanser, bir sis perdesi içinden, ilkel bir korkuyla -en çıplak haliyle ölüm korkusu- ortaya çıkar. Bu haliyle diğer ölümcül hastalıkların hepsinden çok daha korkunç, ağdalı ve yapışkandır. Kendisi değil ama dünyası bulaşıcıdır. Diğer ölümcül hastalıklarda öleceğine inanıp inanmamak sanki biraz sana kalmıştır, kanser ise böyle bir serbestlik vermez. Sanıyorum biraz da bu nedenle kanser tedavisiyle ilgili tabirler, terimler askeri ve hamaset dolu. Kanser savaşçıları, kanserle savaş, savaşı kazanmak, kaybetmek, yenmek, yenik düşmek, kansere karşı yeni silah… “Askeri metaforlar, belirli hastalıkların ve -bunun doğal uzantısı olarak- hasta olanların damgalanmasına katkıda bulunur.” der Susan Sontag.

Öte yandan, kanserle ilgili askeri terimlerle konuşmak en başından beri bana mantıksız ve saçma gelmiştir. Kanser dışardan gelmez ki, çoğunlukla genetik, çevresel koşulların ve kimi zaman bile bile yediğimiz herzelerin de yardımıyla pes edip başımıza çorap örmeye başlamış kendi yerli ve milli hücrelerimizdir. Kiminle savaşıyorsun, o sensin. Zaten şu ana kadar uygulanagelen konvansiyonel tedavilerin kanserli hücrelerle sağlıklı hücreleri ayırt edemeyip hepsini topyekün öldürmesinden belli değil mi.

Susan Sontag şöyle diyor: “Orta Çağlar’dan beri, frengi ve veba; on dokuzuncu yüzyılda, tüberküloz; yirminci yüzyılda, kanser; milenyuma yaklaşılırken, AIDS. Anlaşılan toplumların, tarihin her döneminde, ‘kötülük’le özdeşleştirmek istedikleri ve suçu onun ‘kurbanlar’ına yıkacakları bir hastalığa ihtiyaçları mutlaka oluyor. Beni Metafor Olarak Hastalık adlı kitabımı yazmaya götüren etken de, kanserli hastaların nasıl damgalandığını keşfetmem oldu. Hastalık, hayatın gece karanlığıdır, fakat bir metafor değildir, doğal bir fenomendir; o yüzden, hastalığa bakmanın en doğru yolu, onu metaforik düşünme biçiminden arıtarak ele almaktır. Ölümlü olmanın kendisi yeterince dehşet uyandırıcı olmadığı halde, metaforlar ve mitler, bize sancılı ve katlanılmaz ölüm hikâyeleri anlatırlar. Fakat metaforlar sırf biz onları sevmiyoruz diye de tesirsiz hale gelmezler; metaforların bilhassa teşhir edilip varlığının silinmesi gerekir. Benim, yeryüzünden silinmesini en çok istediğim metaforlar ise askeri metaforlardır.”

AIDS -zaten malum- gibi kanser de müstehak olduğun bir hastalıktır toplumun gözünde. Kanser olduysan mutlaka “sağlıklı” yaşamadığın sigara, içki içtiğin için, onları da yapmadıysan kötü biri olduğun için cezalandırılmışsındır. Oysa kanserojen olan bugün bu dünyada yaşamanın ta kendisidir. (Bana “sigara çok içer miydin?” diye soranlara ciddiyetimi hiç bozmadan “benimkisi mikrobik” dediğimde bazılarının yüzlerindeki ifadeyi görmenizi isterdim.)

Tam burada Richard Smith’in “Kanserden ölmek ölümlerin en iyisidir” başlıklı yazısını okumanızı öneriyorum. Birkaç yıl önce, hastalığımın başlarında bu yazının başlığının -“bazı hassasiyetlere” dokunmasından olsa gerek- “etli” yerlerinin aradan cımbızlanarak alel usul çevrildiği kadarını bir gazetede okumuştum. “Hıyara bak kanser için en iyi ölümdür diyor, duygusuz, kendini bilmez…” yollu ve memleketimizin düşünce hayatının derinliğine uygun bir hayret içeren haberdi. Yazının orijinalini bulup tamamını okuyunca hiç de öyle olmadığını, tam tersi üzerinde düşünülmesi gereken şeylere dair ve -en azından benim için- çok rahatlatıcı olduğunu görmüştüm.

(“Buraya bırakıyorum” adlı çok kullanılan bir link verme yöntemi var son zamanlarda, “buraya” sözcüğü genellikle mavi oluyor “adeta” gel bana tıkla diyor, üzerine tıkladığında “oraya bırakılmış” olan yazıya gidiyorsun. WordPress platformunda link vermek nedense ücreti mukabili olduğu için yazıyı buraya bırakamıyor ama isteyen okusun diye adresini buraya yazıyorum: http://blogs.bmj.com/bmj/2014/12/31/richard-smith-dying-of-cancer-is-the-best-death/ )

 

Reklamlar