Altı harfli (V)

vaziyetname tarafından

Son

Kanserden başka hiç bir hastalıkta olmayan, gerçek tedavinin hastalardan ve dolayısıyla insanlıktan; uluslararası ilaç devleri, hükümetler, gizli servisler işbirliği ve marifetiyle saklanması mitine değinmeden olmaz. Nedense sadece bazı insanların bildiği ve yıllar içinde durmadan değişen bu şifalar aslında çok basit ve gözümüzün önünde oluyor genellikle. Şunu ez ye, bunu sık suyunu iç olmadı Küba’da beleş aşı var… Bir de “kanser diye bir hastalık yok, Lö vitamini eksikliği var”cılar var ki kanser sorununu çözümleyici bu minimalist bakış açısı, coşkulu bir alkışı hak ediyor. Dolandırıcılığın altın kuralı: İnsanları en kolay inanmak istedikleri şeyi söyleyerek kandırabilirsin.

Konvansiyonel tedavi yöntemlerini reddetmedikleri sürece, alternatif tıp, reiki, enerji, meditasyon, şifacılık, otlar, yemekler, çaylar, baharatlar, terapiler, dualar, totemler, yatırlar da dahil olmak üzere her türlü “çare” sadece iyi hissettirdiği için bile denenebilir ve denenmelidir bence. Bu arada bizzat kendimin bulduğu (bkz. “Benim de elim armut toplamadı”), “kanserle savaşırken kullandığım en etkili silahlardan” asal sayıda zeytin yeme, dijital saatlerde yakışıklı rakam yakalamayı da unutmamak gerektiği kanısındayım.

Kanser bir kere ortaya çıktıktan sonra artık, tedavi bulunsa da bulunmasa da, saksı düşmesi veya kamyon çarpmasıyla da olsa ölene kadar bir kanserli olarak yaşayacağımı ve bir kanserli olarak öleceğimi -çok kolay olmadı ama- sonunda öğrendim. Kanserle birlikte yaşamayı öğrenmek, bu hayatta kalan süreyi görece iyi geçirmek için bir imkan. Gerçi, Türkiye’de iyi geçirilecek bir hayat dediğin de esaslı bir ironi ya, neyse o başka…

Reklamlar